23 Nisan’ı Okul Saldırılarının Gölgesinde Karşıladık
25Nisan2026,Cumartesi
Bu yıl 23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı’nı çocuklarımıza değil hak ettikleri imkanları sunmak, can güvenliklerini bile sağlayamadığımız gerçeğiyle bir kez daha yüzleşmiş olmanın iç sıkıntısıyla karşıladık. 14 Nisan’da Şanlıurfa Siverek’te, 15 Nisan’da ise Kahramanmaraş’ta meydana gelen okul saldırıları, çocuk suçluluğunu, eğitim kurumlarının güvenliğini ve devletin vatandaşlarının can güvenliğini koruma sorumluluğunu yeniden tartışmaya açtı. Tekrar ediyoruz: Saldırıların ve can kayıplarının birinci sorumlusu çocukların tüm sorumluluğunu ailelerine bırakan, riskleri önceden tespit ederek gerekli önleyici tedbirleri almayan, zehirli erkeklik, suç ve şiddet kültürüne alan açan devlettir.
Ne oldu?
Siverek’te devamsızlık nedeniyle sınıfta kaldıktan sonra ayrıldığı Ahmet Koyuncu Mesleki ve Teknik Anadolu Lisesi’ni pompalı tüfekle tarayan ve 17 kişinin yaralanmasına neden olan 19 yaşındaki Ömer Ket’in saldırıdan önce sosyal medyadan tehdit mesajları paylaştığı tespit edildi. Kahramanmaraş Ayser Çalık Ortaokulu’nda emniyet müdürü babasına ait beş tabancayla öğrencilere ateş açarak 9’u öğrenci 1’i öğretmen 10 kişiyi öldüren, 12 kişiyi yaralayan 14 yaşındaki 8. sınıf öğrencisi İsa Aras Mersinli’nin öğretmenleri ve sınıf arkadaşları ise saldırının ardından Mersinli’nin psikolojik sorunları olduğunu ifade ettiler. Babası Uğur Mersinli verdiği ifadede oğlunu Emniyet’in atış poligonuna götürerek atış talimi yaptırdığını anlattı. Mersinli’nin anne ve babası tutuklandı.
Saldırıların ardından CHP daha önce de dile getirdiği 65 bin uzman çavuşun okullarda güvenlik görevlisi olarak istihdam edilmesi talebini yineledi. İktidar ise her okulun önünde en az iki polisin görev yapacağını ve tüm okullara kamera sistemi kurulacağını açıkladı. Bazı okul girişlerinde güvenlik kontrolleri nedeniyle sıralar oluştu. 15 yaşından küçük çocukların sosyal medya platformlarına girişinin yasaklanmasını ve tüm kullanıcılar için kimlik doğrulama şartı getirilmesini öngören kanun teklifi mecliste kabul edilerek yasalaştı.
Saldırıların sorumlusu kim?
Kamuoyunda saldırıların sebebinin saldırganların psikolojik sorunları ve ailelerinin ihmali olduğu algısı yayılırken, iktidar da muhalefet de çözüm yolu olarak güvenlik tedbirlerini işaret ediyor. Ancak bireysel sorumluluğun ve güvenlik tedbirlerinin ön plana çıkarılması, iki olayda da önemli kurumsal ihmallerin ve eksikliklerin bulunduğu gerçeğini örtbas ediyor. Her iki olayda da saldırganların oluşturduğu riski önceden tespit edip önlem almak mümkündü, ancak bu yapılmadı. Saldırılar iki önemli politik sorunu gözler önüne seriyor:
Çocukla ilgili tüm sorumluluklar ve çocuk sanki ailenin mülkiyetindeymiş gibi çocuk üzerindeki tüm “tasarruf yetkisi” ailenin üzerine bırakılmıştır. Aile çocukla ilgili sorumluluğun tek adresi olarak görüldüğünde devlet, toplum ve aile arasında paylaşılması gereken ortak yükümlülük görünmez olmaktadır. Çocuk koruma sistemi görevini yerine getirmemektedir. Eğer aile yapması gerekenleri yap(a)mıyorsa çocuğu zarar görmekten ve zarar vermekten korumaya yönelik sistemler devreye girmemektedir. Her iki olayda da yıllar içinde birçok müdahale imkânı varken bunlar kullanılmamıştır. Ömer Ket’in durumunda bunun nedeninin boş vermişlik ve kurumsal kapasite eksikliği, İsa Aras Mersinli vakasında ise ailenin güçlü bağlantıları olduğu görülebilir.
Tek tip erkeklik ve şiddet kültürü toplumu zehirliyor. Gençlerin mezun olduktan sonra kendilerine yeterli gelir getirecek güvenceli bir iş bulma umutları ortadan kalkarken, kayıt dışı ve illegal ekonomi popüler kültür ve sosyal medya aracılığıyla gittikçe daha cazip hale geliyor. Hukuk sistemine güvenin zayıflaması ve toplumun bir kesiminin “dokunulmaz” hale gelmesi suç örgütlerine serbestçe hareket edebilecekleri alan açıyor. Suç örgütleri ve bunların popüler kültürdeki yansımaları tek tip erkeklik, suç ve şiddet kültürünü dayatırken, devlet eliyle kadınlara, LGBTİ+’lara ve güçlü heteroseksüel erkek prototipine uymayan erkeklere karşı sistemli bir ötekileştirme politikası uygulanıyor. Bu durum, ebeveynler üzerinde erkek çocuklarını güçlü heteroseksüel erkek modeline uygun yetiştirme baskısı yaratıyor. Aile, devletin hâkim ideolojisini uygulayan bir araç haline geliyor. Bu ortamda bu kimliği benimseyen Ömer Ket de bu kimliği benimsemediği için ailesinden baskı gören İsa Aras Mersinli de şiddet faili haline gelebiliyor.
Ne yapılmalı?
1) Tüm öğrenciler için laik, bilimsel ve parasız eğitim hayata geçirilmeli. Eğitimin tek amacı ekonominin ihtiyaç duyduğu insan gücünü yetiştirmek değildir. Eğitimin amacı devlet ideolojisini yeni nesillere dayatmak da değildir. Okullarda öğrencilerin güvenlik, temizlik, içme suyu ve en az bir öğün ücretsiz yemek gibi en temel ihtiyaçlarının karşılanmasının yanında gerek akademik ve sosyal açıdan gerekse farklı sanat ve spor dallarında ilgi alanlarını ve becerilerini keşfetmelerini sağlayacak imkanlar sunulmalıdır. Bu olanaklar sadece küçük bir azınlığın erişebildiği ayrıcalıklar olmaktan çıkarılmalıdır.
2) Okullarda sosyal hizmet uygulaması başlatılmalı, her mahallede toplum merkezleri kurulmalı. Okullarda sosyal hizmet uzmanları istihdam edilerek ekonomik ve sosyal açıdan dezavantajlı, risk altındaki öğrenciler ve aileler belirlenmeli, takip edilmeli ve müdahale programları uygulanmalıdır. Devamsızlık yapan öğrenciler takip edilerek okul terki engellenmelidir. Kurumlar arası koordinasyon ve iş birliği sağlanmalı, her kurumun yetki alanı ve görevleri net bir şekilde belirlenmelidir.
Okul sosyal hizmet uygulaması mahalle temelli sosyal hizmet altyapısıyla desteklenmelidir. Her mahallede açılacak toplum merkezlerinde eğitim desteği, psikososyal destek ve ebeveyn rehberliği programları yürütülmelidir.
3) Erkeklik, şiddet ve suç kültürünün devlet eliyle beslenmesine son verilmeli. Suç ve şiddet kültürünü toplumdaki yoğun hukuksuzluk ve geleceksizlik algısı beslemektedir. Organize suç örgütleriyle etkin mücadele yürütülmesi, cezasızlık algısının ortadan kaldırılması, yüksek katma değerli istihdam olanaklarının yaratılması gerekmektedir. Devlet kadınlara, LGBTİ+’lara ve güçlü heteroseksüel erkek kimliğine uymayan tüm vatandaşlara yönelik ötekileştirme ve ayrımcılık politikasına acilen son vermelidir. Okul saldırılarının otizmli ve tüm özel gereksinimli çocuklara halihazırda uygulanan ayrımcılığı daha da derinleştirmesine asla izin verilmemelidir. Devlet, sosyal devlet ilkesinin gereği olarak özel gereksinimli çocuklara ve gençlere ileride mümkün olduğunca bağımsız bir hayat kurabilmeleri için gereken tüm desteği ücretsiz olarak sağlamalıdır.
Önceki bilgi notlarımızda ve basın açıklamalarımızda da ısrarla belirttiğimiz gibi, çocukların ve tüm vatandaşların can güvenliğini koruma görevi devletindir ve vatandaşların muhatabı devlettir. Çocuk suçluluğu bireysel sorunlara ve bireylerin sorumluluğuna indirgenemeyeceği gibi, sosyal medya yasakları ve güvenlik tedbirleriyle de çözülemez. Önleyici bir yaklaşımla gerekli kurumsal kapasite kurulmalı, toplumda gittikçe yayılan erkeklik, şiddet ve suç kültürünün arkasındaki sebeplerle etkin mücadele yürütülmelidir.
Çocukların güvenli, eşit ve onurlu bir yaşam sürdürebilmeleri; ancak hak temelli, kapsayıcı ve önleyici politikaların kararlılıkla uygulanmasıyla mümkündür. Bu sorumluluk ertelenemez bir kamusal yükümlülüktür.
Çocukları korumak ancak onları güçlendirmekle mümkündür.
23 Nisan’ı Okul Saldırılarının Gölgesinde Karşıladık
Bu yıl 23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı’nı çocuklarımıza değil hak ettikleri imkanları sunmak, can güvenliklerini bile sağlayamadığımız gerçeğiyle bir kez daha yüzleşmiş olmanın iç sıkıntısıyla karşıladık. 14 Nisan’da Şanlıurfa Siverek’te, 15 Nisan’da ise Kahramanmaraş’ta meydana gelen okul saldırıları, çocuk suçluluğunu, eğitim kurumlarının güvenliğini ve devletin vatandaşlarının can güvenliğini koruma sorumluluğunu yeniden tartışmaya açtı. Tekrar ediyoruz: Saldırıların ve can kayıplarının birinci sorumlusu çocukların tüm sorumluluğunu ailelerine bırakan, riskleri önceden tespit ederek gerekli önleyici tedbirleri almayan, zehirli erkeklik, suç ve şiddet kültürüne alan açan devlettir.
Ne oldu?
Siverek’te devamsızlık nedeniyle sınıfta kaldıktan sonra ayrıldığı Ahmet Koyuncu Mesleki ve Teknik Anadolu Lisesi’ni pompalı tüfekle tarayan ve 17 kişinin yaralanmasına neden olan 19 yaşındaki Ömer Ket’in saldırıdan önce sosyal medyadan tehdit mesajları paylaştığı tespit edildi. Kahramanmaraş Ayser Çalık Ortaokulu’nda emniyet müdürü babasına ait beş tabancayla öğrencilere ateş açarak 9’u öğrenci 1’i öğretmen 10 kişiyi öldüren, 12 kişiyi yaralayan 14 yaşındaki 8. sınıf öğrencisi İsa Aras Mersinli’nin öğretmenleri ve sınıf arkadaşları ise saldırının ardından Mersinli’nin psikolojik sorunları olduğunu ifade ettiler. Babası Uğur Mersinli verdiği ifadede oğlunu Emniyet’in atış poligonuna götürerek atış talimi yaptırdığını anlattı. Mersinli’nin anne ve babası tutuklandı.
Saldırıların ardından CHP daha önce de dile getirdiği 65 bin uzman çavuşun okullarda güvenlik görevlisi olarak istihdam edilmesi talebini yineledi. İktidar ise her okulun önünde en az iki polisin görev yapacağını ve tüm okullara kamera sistemi kurulacağını açıkladı. Bazı okul girişlerinde güvenlik kontrolleri nedeniyle sıralar oluştu. 15 yaşından küçük çocukların sosyal medya platformlarına girişinin yasaklanmasını ve tüm kullanıcılar için kimlik doğrulama şartı getirilmesini öngören kanun teklifi mecliste kabul edilerek yasalaştı.
Saldırıların sorumlusu kim?
Kamuoyunda saldırıların sebebinin saldırganların psikolojik sorunları ve ailelerinin ihmali olduğu algısı yayılırken, iktidar da muhalefet de çözüm yolu olarak güvenlik tedbirlerini işaret ediyor. Ancak bireysel sorumluluğun ve güvenlik tedbirlerinin ön plana çıkarılması, iki olayda da önemli kurumsal ihmallerin ve eksikliklerin bulunduğu gerçeğini örtbas ediyor. Her iki olayda da saldırganların oluşturduğu riski önceden tespit edip önlem almak mümkündü, ancak bu yapılmadı. Saldırılar iki önemli politik sorunu gözler önüne seriyor:
Ne yapılmalı?
1) Tüm öğrenciler için laik, bilimsel ve parasız eğitim hayata geçirilmeli. Eğitimin tek amacı ekonominin ihtiyaç duyduğu insan gücünü yetiştirmek değildir. Eğitimin amacı devlet ideolojisini yeni nesillere dayatmak da değildir. Okullarda öğrencilerin güvenlik, temizlik, içme suyu ve en az bir öğün ücretsiz yemek gibi en temel ihtiyaçlarının karşılanmasının yanında gerek akademik ve sosyal açıdan gerekse farklı sanat ve spor dallarında ilgi alanlarını ve becerilerini keşfetmelerini sağlayacak imkanlar sunulmalıdır. Bu olanaklar sadece küçük bir azınlığın erişebildiği ayrıcalıklar olmaktan çıkarılmalıdır.
2) Okullarda sosyal hizmet uygulaması başlatılmalı, her mahallede toplum merkezleri kurulmalı. Okullarda sosyal hizmet uzmanları istihdam edilerek ekonomik ve sosyal açıdan dezavantajlı, risk altındaki öğrenciler ve aileler belirlenmeli, takip edilmeli ve müdahale programları uygulanmalıdır. Devamsızlık yapan öğrenciler takip edilerek okul terki engellenmelidir. Kurumlar arası koordinasyon ve iş birliği sağlanmalı, her kurumun yetki alanı ve görevleri net bir şekilde belirlenmelidir.
Okul sosyal hizmet uygulaması mahalle temelli sosyal hizmet altyapısıyla desteklenmelidir. Her mahallede açılacak toplum merkezlerinde eğitim desteği, psikososyal destek ve ebeveyn rehberliği programları yürütülmelidir.
3) Erkeklik, şiddet ve suç kültürünün devlet eliyle beslenmesine son verilmeli. Suç ve şiddet kültürünü toplumdaki yoğun hukuksuzluk ve geleceksizlik algısı beslemektedir. Organize suç örgütleriyle etkin mücadele yürütülmesi, cezasızlık algısının ortadan kaldırılması, yüksek katma değerli istihdam olanaklarının yaratılması gerekmektedir. Devlet kadınlara, LGBTİ+’lara ve güçlü heteroseksüel erkek kimliğine uymayan tüm vatandaşlara yönelik ötekileştirme ve ayrımcılık politikasına acilen son vermelidir. Okul saldırılarının otizmli ve tüm özel gereksinimli çocuklara halihazırda uygulanan ayrımcılığı daha da derinleştirmesine asla izin verilmemelidir. Devlet, sosyal devlet ilkesinin gereği olarak özel gereksinimli çocuklara ve gençlere ileride mümkün olduğunca bağımsız bir hayat kurabilmeleri için gereken tüm desteği ücretsiz olarak sağlamalıdır.
Önceki bilgi notlarımızda ve basın açıklamalarımızda da ısrarla belirttiğimiz gibi, çocukların ve tüm vatandaşların can güvenliğini koruma görevi devletindir ve vatandaşların muhatabı devlettir. Çocuk suçluluğu bireysel sorunlara ve bireylerin sorumluluğuna indirgenemeyeceği gibi, sosyal medya yasakları ve güvenlik tedbirleriyle de çözülemez. Önleyici bir yaklaşımla gerekli kurumsal kapasite kurulmalı, toplumda gittikçe yayılan erkeklik, şiddet ve suç kültürünün arkasındaki sebeplerle etkin mücadele yürütülmelidir.
Çocukların güvenli, eşit ve onurlu bir yaşam sürdürebilmeleri; ancak hak temelli, kapsayıcı ve önleyici politikaların kararlılıkla uygulanmasıyla mümkündür. Bu sorumluluk ertelenemez bir kamusal yükümlülüktür.
Çocukları korumak ancak onları güçlendirmekle mümkündür.
24 Nisan 2026
EŞİK – Eşitlik İçin Kadın Platformu
www.esik.org.tr/iletisim@esikplatform.net
Konuyla ilgili hazırladığımız bilgi notları:
Konuyla ilgili basın açıklamalarımız: